14 Ekim 2022

Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 Zahit Atam Ücretsiz PDF E-Kitap indir oku


Fiyatı: 24,0 TL
Yazarı: Zahit Atam
Çevirmen: Zahit Atam

Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 indirmek veya okumak için sitemize hoşgeldiniz. Sizlere yazarı Zahit Atam olan ve Cadde Yayınları yayınevinin yayınlamış olduğu, sayfalık Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 eseri hakkında PDF paylaşımı yaptık. Bu eser Edebiyat kategorisinde yer almaktadır. Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 ücretsiz PDF indirmek veya okumak için yukarıda veya aşağıdaki butonlara tıklayarak indirip okuyabilirsiniz.
Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 TIKLA PDF İNDİR !

Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 Yazarı Kimdir ?

Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 yazarı Zahit Atam 'dır. Zahit Atam yazdığı bu eserle ödül almamıştır. Bu eser Edebiyat kategorisinde olup, Türkiye Roman türündedir.

Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 PDF indir oku

Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 indirmek için yazımızdaki butonları kullanmanız yeterli. Cadde Yayınları yayınevi tarafından yayınlanan, sayfalık esere butonlardan ulaşın.
Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 TIKLA PDF İNDİR !

Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1 TIKLA PDF İNDİR !
Derler ki tek yumurta ikizlerinin bütün genleri aynıymış, yalnızca yüzü bedeni değil, ruhları da aynıymış, gerçeklik değişir de hisleri çok değişmezmiş, ama bir tek farkları varmış bunların: parmak izleri. Dünyaya gelen hiçbir insanın parmak izi aynı olmazmış, dil din ulus kültür uygarlık her şey aynı olsa ne yazar. İşte bu roman parmak iziyle imzalansın ve kanla yazılsın diye söylenmiştir, baştan sona bir halk mahkemesinde savunma yaparken dile getirilmiştir, çünkü Anadolu'da tarih kanla yazılır, bu satırlar bunun tanığı olsun diye kaleme alındı. Oysa ne biz dövüşme meraklısıyız, ne de dövüşmeyi seçtik, anca namus belasına gardaş diyerek nefsi müdafaa için hayatımız boyunca vuruştuk, silahların sustuğu anda kelamın sihri bütün benliğimizi kapladı.

Birini tanırdım mesela, Kartal'da bir işçi ailesinin kızıydı, gençliği halk türküleri dinleyerek, devrimci müziklerle geçmişti, dans deyince halaydan başkasını bilmezdi, şiire meraklıydı bu, okurdu, zekiydi. Sınava girmiş, kazanmış bu, iyi bir üniversiteyi, ekonomi okumuş, bitirmiş, üstüne yüksek lisans yapmış: ekonomik krizler üzerine. Sonra da bankaya girmiş. Yükselmiş falan. İlk önceleri siyasetle bağları kopuk değildi, öğrencilik yıllarında militanlığı da vardı, ama sonra önce araba, sonra ev derken, Kartal'daki bir işçi ailesinin kızı Şişli'de ev sahibi oldu, elbette yavuklusuyla birlikte, evlendiler yıllar sonra, çocukları falan oldu. Ekonominin yanında sinemayla ilgilenirdi, oradan tanımıştım, benden de çok etkilenmişti sinemaya girerken, malumunuz o zaman daha siyasetle, solla, sosyalizmle bağları kopmamıştı. Ona göre sonradan da kopmadı, ama artık uzaktan destek veriyordu sadece, ama giderek duygu dünyası öyle değişti ki devrimci damarları kopmuş gibi, giderek filmleri bile lüks salonlarda, onu da geçtim dünya festivallerinde seyretmeye başladı, artık 1 Mayıslar onun için evine kapanacağı, işinden sonra sokaktan hemen el etek çekeceği bir şey olmuştu, hatta ondan bir hafta önce falan milletle ilişkilerini sınırlamaya başlardı, gören olur çağıran olur, şu bu.

Ama yalnızca bununla kalmadı, davetler almaya başladı bu, bedavaya getiriyordu tatillerini yani, iş toplantıları için Avrupa'ya gitmeler, piyasadan döviz toplamak, kredi vermek, festivallere gitmek, elbette erkenden yoruldu sanattan, artık festival onun için sanattan daha çok belirli ilişkiler anlamına gelmeye başladı. Mesela az film çok yemek, az konser sonrada boğazda gece yemeği, gezi anlamına gelmeye başladı turneleri. Giderek yola çıkarken bütün arkadaşları ile ipe sapa gelmez nedenlerle bozuşmaya başladı, elbette her birini bir başka saçma nedenden uzaklaştırdı kendi çevresinden. Türkiye'deki levantinler ile arasını hiç bozmadı, biri vardı sinema dünyasından, bir tür müzelik gibi onunla ilişkisine özen gösterdi, nihayetinde Avrupalı ya. Durup durup arıyor bunu Bay Giovanni "Boğaz'da rakı balık yiyelim mi? Konuşuruz, dertleşiriz." "Sağol kızım, karnım tok", çünkü o da Hıristiyan bir sosyalist idi, yıllarca kendi değerlerini korumayı başarmıştı. Bir iki devam ediyor bu, levantin artık yaşlı, biraz hasta, çok nadiren dışarı çıkıyor artık, ama bunun rakı balık boğaz teklifleri artık gına getirmeye başlamış. Reddedilince yeni bir teklifle telefonu aşındırmaya başlamış, "Bay Giovanni, çok önemli bir Jazz konseri var İstanbul Festivalinde,"o zamanlar iki konser bir memur maaşı kadar, kaç kişi dinler ki bu müzikleri, "seni arabayla alalım mı? Misafirimiz ol." "Sağol kızım, ben evde plaktan dinliyorum." Ama bu teklif de bayatlamaya başlamış tekrarlaya tekrarlaya. Nihayetinde kocasıyla birlikte Cihangir'deki evine gelmişler Bay Giovanni'nin. "Kızım sen ne zamandan beri Caz dinliyorsun". Şaşırmış elbette ilk önce, bilmediği yerden soru çıkmış çünkü, anında yanıt üretmesi lazım, "Ben çocukluğumdan beri dinlerim, ortaokulda falan başlamıştı herhalde." Bay Giovanni bunu iyi tanıyor, hatta nikah şahitliğini bile yapmış, o derece yakınlar, ama artık yaka silkmeye başlamış, sadece acı acı gülüyor. Ondan sonra da gidiyorlar, çaylar, tatlılar ve buz gibi bir muhabbetten sonra. Bay Giovanni bana bunu gülerek anlatıyordu, "nereye gidersen git, tarihin seninle olsun, onun muhabbeti başkadır, ötesi ne yapsan da sohbeti ısıtmıyor. Yılmaz, acıyı yalanla sıvayamazsın." Teşekkür edip çıkmıştım o görüşmeden, tatil amaçlı dünya festivallerini dolaşan birisi

Kategori; Edebiyat
Tür; Türkiye Roman
Etiketler; Edebiyat, Roman, Türkiye Roman, Türkiye'nin Ruhu - Direnmenin Trajedisi 1, Zahit Atam

Yorum Gönder